Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Hüseyin AKÇAY

Mavi Köşe

Hüseyin AKÇAY

huseyin_akcay55@hotmail.com

6 Eylül 2009
font boyutu küçülsün büyüsün


DARAĞACINDAKİ MİRASIMIZ


        Büyüklerimiz hep derler ya “ah bizim zamanımızda gençler böylemiydi” diye. Hani “nerde o eski ramazanlar” der gibi…Zaman geçiyor,insanlar değişiyor.Düşünceler de haliyle bundan nasibini alıyor tabiî ki...

         Günümüz insanları özellikle gençleri,geçmiş ile yaşanılan anın sentezini yapıp hayatlarını ona göre şekillendirmeye çalışmıyorlar.Etrafımıza sakin bir kafayla baktığımızda ya bir başıbozukluk (özellikle büyük şehirlerde) ya da tek medeniyetin himayesi altında oluşturulmaya çalışılan genç kuşaklar görmekteyiz.Bunun yanında her yönden kendini geliştirmeye çalışan gençlerimiz yok değil.Fakat araştıran, hazıra konmayan kişilerin azlığı da dikkat çekici.

        

     Yahya Kemal’in şu sözü çok hoşuma gider. “Kökü mazide olan atiyim.” Kökünden koparılan fidan yaşayamaz değil mi?  Annesinden ayrılan yavrucak nasıl ki acı çekiyorsa,kökünden,tarihinden,kültüründen ayrılan,ayrıştırılmaya çalışılan(!) insan da o şekilde ıstırap çeker.Çekmelidir.Atalar ne demiş. “Boş çuval ayakta durmaz.” O zaman, günümüz şartları içerisinde her vakit bilgi olarak kendimizi yenilemeliyiz ki tarihimizdeki güzel örneklerle beraber yaptıklarımızla da övünelim.Geleceğimizi şekillendirelim.

 

      “Muhteşem bir maziyi muhteşem bir geleceğe bağlayan köprü olmak isterdim.” diyen Cemil Meriç, doğu-batı sentezini en iyi anlayan ve anlatanlardan biridir.İnsanlarımız batı kültürüne açıktır.Uzun zamandır tartışılan,birçok eserde işlenmiş olan kültür çatışmasını uzun bir şekilde anlatmaya kalkışmayacağım.Ama kültür unsurlarımız avucumuzdaki sabun köpüğü olmamalıdır.Onların bir gün uçup gitmesine izin vermemeliyiz gençler.

 

       Diyeceksiniz ki içimize mi kapanalım? Kültürel değerlerimizi koruyalım derken sosyal olmaktan mı vazgeçelim? Tabiî ki hayır! Dil,bir kültürel mirastır.İletişim kurmaya yarar.Yani insanın sosyal olmasını sağlar.Ahlaki değerler birer kültürel mirastır.Aile anlayışı düzenli bir şekilde sürdüğü müddetçe ,insan ruhunda bir bozulmanın meydana geleceğini zannetmiyorum.

        Çocuklarımızı, gençlerimizi hatta büyüklerimizi birtakım dış etkilerden de korumamız gerekebilir.Evimize giren ve hayatımızın bir bölümünü ister istemez meşgul eden eskilerin “aptal kutusu” dediği yenilerin ise zaman geçirmek için bir araç olarak gördüğü renkli,cümbüşlü, albenisi olan teknolojik alet,kılcal damarlarımıza kadar çaktırmadan girip,orada anlatılan ve gösterilenlerle bizleri yönlendiriyor.Farkına bile varmıyoruz.Belli bir süre sonra daha önce hoş görmediğimiz şeyler bizler için normal oluyor.Özellikle evlilik harici birliktelikler ön plana çıkarılıp,aile hayatı ikinci plana itiliyor.Bunu yapanlar göz önünde bulunan insanlar ise (film yıldızı-sözde aydınlar vs.)onların yaptıkları “düzeyli birliktelik” şayet tanınmamış birisi tarafından yapılırsa ( halk)bunun adı da “ahlaksızlık” oluyor.İnsanın “Bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu.” diyesi geliyor.

         Ekrana çıktıklarında , “bizler sanatçıyız,söylediklerimize, yaptıklarımıza dikkat edelim” diyorlar ama çocuk olmadan nikah masasına oturmuyorlar. “Bizi örnek alıyorlar.” diyorlar,gece alemlerinde kavgadan gürültüden geri kalmayıp,ellerinde alkol şişeleri gençlere güzel örnek olmaya çalışıyorlar(!!!?)

        Bunun yanında tabiî ki bir de kendilerini “aydın” diye sunan veya medya tarafından sunulan insanlar var ki,bunlar tartışma yapıyoruz derken “çarpışma” gerçekleştiriyorlar.Oturdukları yerden o onun ağzını kırıyor,diğeri karşısındakini kendi seviyesinde olmamakla suçluyor.Sonuç;kocaman bir sıfır.Kavga ve gürültünün olduğu programlar sunuluyor altın tepside insanlara.Tepsinin üzerinde neler olduğuna bakmadan almamalıyız zihnimizin yiyeceklerini GENÇLER! “Bir mecliste sesimiz değil sözümüz yükselmelidir.”

 

       Peki bu kadar olumsuzluklar karşısında ne yapılabilir?Bu kültürel erezyon nasıl önlenebilir? En başta seçici olmak gerektiği kanaatindeyim.Programların kalitesinde seçici,okuduğun kitaplarda seçici,kelimelerde seçici…

       Kısaca kişiliğimize katkı yapabilecek unsurlarda olumlu özelliklerin bulunmasına dikkat edilmeli…Bizleri önüne katmış sürükleyen günün gelip geçici heveslerini ,hayatımızın tamamına yayıp ayrılmaz parçamız olmasını engellemek gerekir.Avrupalı olmak adına babamıza “peder” annemize “madam” dememek düsturumuz olmalıdır.Ben hürüm,her şeyi yaparım,18 yaşımı geçtim bana kimse karışamaz,sen de kimsin! gibi bir anlayışa sahip olursak eğer,bütün değerlerimiz,kültürel mirasımız darağacına çekilmiş demektir.

    

Gençler! Ailelerimizi,geleceğimizi,dilimizi, darağacından kurtarmak istiyorsak bir ışık da siz yakın bilgilerinizle,davranışlarınızla geleceğe.Diliniz döndüğünce belirtin sevginizi insanlığa.

Torunun dedesini,dedenin torununu anlamadığı bir dünya istemiyorsak, ulaşabildiğimiz herkese yaşanılabilir bir hayat,anlaşılabilir bir dil,haksızlığa karşı direnebilen bir yürek bırakmalıyız.

 

   Yoksa,ayağımızın altındaki iskemle düştü düşecek.

 








Bu yazı 758 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (2)
  • Aynur Atacan / 22 Ocak 2010 10:53

    Eliniz sağlık,çok güzel bir eserr..
  • Yüksel KARAUZ / 11 Eylül 2009 00:14

    ...

    Eyvallah aziz kardeşim. Diline, kalemine ve gönlüne sağlık... Duygularımızı ve kimselere duyuramadığımız haykırışlarımızı çok güzel bir şekilde ifade eden bir yazı olmuş. inşallah bu yazıdaki haykırışları duyan kulaklar, idrak eden akıllar ve hisseden gönüller çıkar...